Şenkaya-Gülveren Köyünde Yer Adları Ve Özellikleri

ŞENKAYA-GÜLVEREN KÖYÜNÜN YER ADLARI VE ÖZELLİKLERİ

(Harf-ses dizinleri önemli değil, önemli olan onlara yüklenen anlamdır)

ZEMO ÇELE: Cele sözcüğü karışık atılmış veya yığılmış ot, arpa, buğday sapı anlamındadır.Zemi (Zemo) sözcüğü tarla,alan,yer anlamındadır.Zemocele  ise kurumuş ot,arpa,buğday saplarının bulunduğu tarla,alan,yer.Sonbaharda kuruyan çeleler (saplar) ilkbaharda gevşer.Hayvanların otlaması ve karınlarını doyurması için en uygun besin maddesi.Zemo sözcüğünün anlamı bilnmiyor.Çele ise yörede, kurumuş mısır gövdesi ve yaprakları anlamında kullanılır. MEVKİ köyün doğusunda bulunur ve Kevenk-Mezrası ile sınır oluşturur.Her iki köyün hayvanlarının günü birlik gelip,otlamaları için uzaktır.Bu nedenle ilkbahar ve yazın büyüyen otlar kurur, kışın üzerine kar yağar.Diğer yerlere göre buraya bahar biraz erken geldiğinden hayvanları otlatmak için götürülür.Alafların ( ot ve samanları) azaldığı baharın ilk günlerinde burası hayvanlar için ot deposudur.Ayrıca ilkbaharda yamaçları süpürge otu kaplanır.Köy kadınları süpürge için bu otları toplarlar.Eskiden buraya gidip, gelmek çok zordu.Orman içindeki yamaçlar arasında bir patika vardı.Orman işletmesi tarafından yol açılınca ulaşımı kolaylaştı.Köyü ilçeye bağlayan yol buradan geçer.

ÇATAL TAŞ: Erdavut Dağının eteğinde bulunan ‘Alan’ düzlüğünün köye bakan yamacında yan yana duran iki kocaman kaya bulunur. Mevki adını bu iki kayadan alır.Çatal Taşın altındaki dik yamaçlar ormanlarla kaplıdır. Yıllarca kayalardan kopan taş ve çakıllar kayanın altında birikmiş,üzeri çamlardan dökülen pürler (yapraklar) tarafından toprak tabakası haline gelmiştir.Toprak tabakasının üzerini böğürtlenlikler kaplamıştır.Meyvelerinin ağırlığına dayamayan böğürtlen dalları taşların üzerine kapanır.İlk bakışta meyve yok sanırsınız.Dalı hafifçe kaldırdığınızda al vala gibi görünür. Vala ,yöreye has kadın baş örtüsüdür.

 DERET (Far.) Dârât, darat (dıret): Zenginlik, varlık.Yer adı Diret;Sık ve gür ormanı,doğal böğürtlen,çilek,karagat,hamurgan,ayı gaggası,elma,banda,sarol ve bunun gibi sebze ve meyveleri,kaynak suları ile yerleşim birimine zenginlik katmaktadır. Erdavut Dağının eteklerinin kuzey doğu yamacIı kayalıklardan sonra tatlı bir meyille dereye iner.Dereninin doğusunda Çatal Taşın yamaçları,batısında ise köy bulunur.Diret mevkii yıllar önce ormandan temizlenerek arazi haline getirilmiştir.Arazinin yüzde doksanı Aziz Ağa ve Kardeşi Mustafa Ağaya aittir.Uygun yerler tarla, diğer yerler ise çayırdır.Tarlalara buğday patates ve diğer sebzeler ekilirdi.Arazi ormana yakın olduğundan geceleri bostanlara ayı ve domuzlar iner,büyük zararlar verirlerdi.Aziz Ağa hem tarlayı sulamak ve hem de ‘çakçak’ düzeneğini çalıştırmak için arazinin uygun yerine toprak havuz yapmıştı.Havuzda biriken su ile hem tarla sulanıyor ve hem de çakçak çalışıyordu.Çakçak su gücüyle çalışan,çıkardığı sesle domuz ve ayıları kaçıran bir düzenektir.Çakçak düzeneği şöyle çalışıyordu:Arkla gelen su ağaç boru ile havuza akardı.Borunun önünde bir tarafı kepçe gibi oyulmuş bir kısım,diğer tarafta tokmak olan bir kısım vardı.Su, kepçe biçimindeki oyuğa dolunca ,ağırlaşır aşağı inerdi.Bu kısım aşağı inince tokmağın bulunduğu kısım yukarı kalkardı.Su dolan kısım aşağı inince su boşalır ve tekrar yukarı kalkar,bu sefer tokmak kısmı aşağı inerdi.Tokmak alttaki sert zemine çarpınca ‘çak’ diye bir ses çıkarırdı.Su aktığı sürece bu böyle devam eder, ‘çakçak….’ şeklinde sesler çıkardı.Bu sesleri duyan hayvanlar korkar, bostanlara inmezdi.Böylece bostanlar korunmuş olurdu.Sırası gelmişken Aziz Ağanın bazı özelliklerinden bahsedelim.Köyün en zengin ve çalışkanıydı.Hoşgörülü ve mülayimdi.Köyün bütün koyunları kendi kadar sürüsü vardı.İlkbaharda çoban tutuluncaya kadar kendi sürüsünü kendisi otlatırdı.Üstelik herkes koyunlarını ona katardı.İyi kaval çalardı.Söylenir ki Aziz Ağa isterse kavalla koyunlarını suya indirir,koyunlar su içmeden tekrar çıkarırmış.

ACISU: Mevkiin bulunduğu yerde, derenin akan suyu içinde bulunan bir kayanın yarığından çıkan doğal maden suyu.Romatızmal hastalıklara iyi geldiği söylenir.İçmece olarak ta kullanılır.Ulaşımı zor ,kuytu bir yerdedir.Yolu yapılır ve küçük bir tesis kurulduğu takdirde sağlık açısından önemli bir kazanım olacağını düşünüyorum,
BALKAYA: Acısunun kuzeyindeki güneye bakan yamacın adıdır. Yamacın üstünde bir kayalık bulunur. Kayanın yarığında arılar yuvalarını yapar.İnsan ve hayvanlar buraya çıkamaz ve dolayısıyla arılara zara veremezler.Mevkiinin adını bu kayadan aldığı anlaşılıyor.Kayanın yanında Pehlül Ağanın mezrası vardı.

KAPANIKLAR: Diğer adı Kilide Deresidir. Kapanıklar denilen mevkiinde bulunan kayanın sağından ve önünden gelen iki dere kayanın önünde birleşir.Güzel bir görüntü oluşturur.Kayanın üstünden geçen ve Dokuzelma köyüne giden yol ise ileride sağdaki dere ile birleşir.Dereden bir miktar su akmaktadır.Kayanın yüksekliği tahminen otuz metredir. Kayanın önü düzdür. Burada Kilise kalıntısı ve derenin kenarında bir koyun heykeli vardı.Kimsenin pek ilgisini çekmezdi.Herhalde herhangi bir nedenle dereye yuvarlandı ve sel tarafından sürüklendi.Derenin ve aynı zamanda kayanın karşısı Erdavut Dağı zirvesine kadar uzanan sık sarıçam ormanları ile kaplıdır.Derenin karşısında ve az ilerisinde doğal kaynak suyu,gözeler bulunur.Kayanın biraz ilerisinde dere daralmaktadır.Derenin dar kısmından ilerlediğinizde geniş tabanlı bir vadi ve vadinin ortalarına doğru Gülveren köyü kurulmuştur.Kapanıkların Kuzeyinde ardıçlarla kaplı K.Güneyi yer alır.Kapanıklar, gündüz muhteşem bir manzara oluştururken,geceleyin ürkütücü bir sessizlik çöker.Tabir caizse İn ve cinlerin ülkesi olur. Bir zamanlar Pehlül Ağa buraya patates ve mısır ekermiş. Geceleyin ormandan inen domuzlar patates yumrularını çıkarır,ayılar ise mısır koçanlarını yermiş.Pehlül Ağa gece beklemek zorunda kalırmış. Hayvanların çıkamayacağı yükseklikte ağaçtan bir kulübe yapar,orada gecelermiş.Gecenin ürkütücü sessizliğinde burada kalmak her baba yiğidin harcı değildir.Ama Pehlül Ağanın ,hiçbir şeyden korkmayan, mangal gibi bir yüreği vardır.Bir gün Pehlül Ağa mahkeme nedeniyle Şenkaya’ya gitmek zorunda kalır.Anlatıldığına göre oğlu rahmetli Süleyman amcadan gece bostanı beklemesini ister.Süleyman Amca birlikte beklemek için Nazım Ağayı yanına alır.Yemek için akşamdan kızgın küle patates gömer,kulubeye çıkarlar.Akşamın ilerleyen saatinde patatesler pişmiştir,alalım diye aşağı inmek isterler.Parlayan bir göz dikkatlerini çeker.Korkularından cesaret edip inemezler.Sabahleyin kalktıklarında ayı ve domuzların bostanı çoktan vurduğunu,patateslerin ise yanıp kül olduğunu görürler.

HİZEK (KIZAK) YOLU VE ŞAHAN (ŞAHİN) DÖLGAHI:Kocaman bir ayna kapağını andıran Dağ’ın yamacı aniden kesilir.Yamaca yama edilmiş gibi küçük bir tepe başlar.Tahminen bir kilometreden sonra dik yamaçlar tekrar başlar ve köyde son bulur.Bu yamaçlara Hızek Yolu denir.Yamacın başladığı tepe bölgesinde seyrek çamlar,yamaçta ise pelit,orman kavakları ve çalılıklar bulunur.Tepeye yaslanmış diğer bir tepe daha vardır.Onun adı da Şahan (Şahin) Dölgahıdır.Şahan Dölgahının yamaçları Kilise Deresinde son bulur. Şahinlerin yuva yaptığı,yumurtlayıp üredikleri yerdir. Hızek Yolu ve Şahan Dölgahı ikilisinin doğusunda Kaçaklar ,batısında ise Dağın Dibi deresi yer alır.Dağda biçilen otların ve ekinlerin kağnı arabası ile taşınması mümkün değildir.Bu sebeple taşıma işi hızekle yapılır.Bundan dolayıdır ki mevkiin adına Hızek Yolu denmiştir.

Hızeklere bir çift öküz koşulur.Yüklenen otlar taşınırken dik yamaçlarda kaymasın,takla atmasın diye hızeğin arkasına kocaman, pürlü bir çam dalı bağlanır.Çam dalı hızeklerin hızlı kaymasını önlerken aynı zamanda da fren görevi yapar.Sürücü hızeğin önünde itina ile öküzleri çektirir.Hızekler kışın karlı ve buzlu köy yollarında ot,yük ve hayvan gübresi taşımacılığında da kullanılır.
Uçları kavruk iki sürütmenin üzerine yarım metre boyunda dört direk takılır, direklerin üzerine aracın gövdesi yapılır.Ön tarafa iki kol uzatılır, öküzler boyundurukla buraya bağlanır.Hızeklerin at koşulanlarına ‘sanka’ denir. Kısın zorlu köy yollarında sanka ile yük,yolcu ve hasta taşınır.Çevrenin ambulans görevini görür.Göle ve Kars bölgesinde yaygındır.

ÇAKRAK,DAĞ VE ZİYARE T DAĞI SİLSİLESİ: Köyün bir bölümünün (Ötegeçe) yaslandığı Çakrak’tan başlayan,önce kuzeye,Örülü’nün Ağzından sonra doğuya yönelen,Dağ ve Ziyaret Dağının da bulunduğu dağ silsilesi God Yaylasına kadar uzanır.God Yaylasında alçalan silsile, Güzel Yayladan Kaymak Dağına kadar devam eder.Her ne kadar, Dağ ve Ziyaret Dağı bir gerdanlık gibi yan yana,karşılarında duran Erdavut Dağına çalım satmakta iseler de ,Erdavut’un heybeti karşısında yamaçları sararmakta,çalımları boşa çıkmaktadır.Erdavut’u görmeyen Dağın arkası,kuzey yamaçları Gülveren Yaylasına kadar yemyeşil sarıçam ormanları ve doruklarla (doruk,genç çamlar) kaplıdır.Güney yamaçlarda ise seyrek çalılıklar, kuşburnu ve yaban meyveleri bulunur. Dağ’ın otları ne kadar sert ve kalitesiz ise de yine de biçilir.Yayla ve köye uzak olması,yamaçlarda gözelerin olmayışı,ulaşımının engebeli,keçi yolu olması ‘biçin’ (biçim) işlerini zorlaştırmaktadır.Dağ’da güneşin alnında çayır biçmek bir işkencedir. Erdavut Dağında olduğu gibi Ziyaret Dağında da yatır bulunmaktadır. Son yıllara kadar Temmuz aylarında ziyaret edilir,kurbanlar kesilirdi.Bu gelenek son yıllarda unutulur gibi oldu.

TAŞINALTI, PEYLER,PENEK YOLU VE PENEK GEDİĞİ:Taşınaltı,hafif meyilli Erdavut Dağı yamacının aniden kesildiği ‘kurşak’ lık ( kayalık ) bir yerdir.Yüksekten köye alay edercesine bakmaktadır.Böğürtlenlikler,yaban çilekleri ve dorukları (genç çamlar) ile ünlüdür.Çocukluğumuzda burada kasmuk soyardık.Dorukların tepe filizlerine su yürüdükten sonra kabuklarını sıyırır, altını bıçakla kazıp yerdik.Odunsu hale gelmemiş, hafif sulu halde bulunan kısım çok lezzetlidir. İşte bu kısma kasmuk denir.Çocuk yaşta ne yaptığımızın farkında bile değildik.Kabuğu soyulan doruğun üst kısmı kuruyordu.Bilinçsizce dorukların kurumasına sebep oluyorduk.Bir de şöyle düşünüyorum;Doruklar bir ekin tarlası gibi sık geliyordu.Seyrelmediği takdirde cılız kalırlardı.Acaba biz farkında olmadan seyretme işini mi yapıyorduk?
Erdavut Dağı yamaçlarının son bulduğu Peyler mevkii yaban çileği ile ünlüdür.Tarla ve çayırların arasında her türlü yaban meyveleri yetişmektedir.

Penek’ten gelen yolun aşıldığı, Erdavut’un doğusundaki gediğin adıdır.Gedik aşıldıktan sonra orman başlar,bir müddet sonra orman bittiğinde köy görünür.Köyün göründüğü yere Penek yolu denir.Penek Gediğinde bir kaya vardı.Yıllarca yolculuk yaparken bu kayaya yaslanır,dinlenirdik. Kaya birden kayboldu.Söylendiğine göre;Okulu veya orman lojmanını yapan işçilerden biri kayaya yaslanıp dinlenirken bir şey fark eder.Kayanın küçük bir kısmının rengi ayrı bir tonda,alçı ile kapatılmış.Taşın bulunduğu mevki belirli ve unutulmayacak bir nokta olduğundan taşın içi oyulmuş,altınla doldurularak alçı ile kapatılmış.Çünkü Ermeniler bölgeyi terk ederlerken ilerde geri döneriz ümidiyle kıymetli eşyalarını belirli noktalara gömerlermiş.Fark ettiği bu kısmın içinde defne olduğunu anlar.Köye döner,bundan kimseye bahsetmez ,hasta olduğunu ,doktora gitmesi gerektiği bahanesi ile geri döner.Alçıyı kırar.İçinden,oyuktan altın boşalır.Altınları alır,kimse şüphelenmesin diye de kayayı yuvarlar.KİME NİYET KİME KISMET.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir