Sahipli

SAHİPLİ: Cinler tarafından sahiplenildiği varsayılan (düşünülen) yer,mevki.Daha ziyade gözden uzak tenha, ıssız ören yerleri. Kilisederesi,Yongalı Çukur, Penek Gediği gibi yerler.

Eskiden, uzun kış gecelerinde köy odalarında yapılan sohbetlerde; Kahramanlık ve diğer hikâyelerin yanı sıra ‘Cin, Peri ve Hızır hikâyeleri de anlatılırdı. Anlatılanlar bir masal şeklinde değil de gerçek hikayeler şeklinde olurdu. Çocuklar, anlatılan her şeyi gerçek kabul edip, korku duygusu ve kişilik bozuklukları geliştirebilirler. Bütün bunlar düşünülmeden, Cin ve Peri hikâyeleri ballandıra ballandıra anlatılırdı. Tabii bana göre bütün bunlar bilgisizlikten kaynaklanıyordu. Cin ve Peri hikâyeleri çocukların yanında anlatılmaması gerekirdi. Cin ve peri hikâyelerinin olumsuz etkisi olmasına rağmen Hızır hikâyelerinin ise olumlu etkisi olacağını zannediyorum. Bir gece yongalı çukurdan yaylaya geliyordum. Burasıyla ilgili anlatılanlar aklımda kalmış olmalı ki atın ayak sesleri, uçan bir kuşun çıkardığı ses bana başka türlü geliyor ve korkudan tüylerim diken diken oluyordu. Köydeki bazı kuytu, tenha ve peylerin bulunduğu yerlerin cinler tarafından ‘sahipli’ olduğu anlatılır, dururdu. Kapanıklar,Peyler,Yanık Çayır ve Yongalı Çukur gibi yerlerin ‘sahipli’ olduğu iddia edilir, buralarda yaşanmış olaylar anlatılırdı. İşte onlardan bazıları:

Anlatıldığına göre; Molla Ömer bir yaz gecesi yayladan gelirken Düz Yol Mevkiinde atın arkasına küçük bir köpek takılır.Köpek atın adımlarına ayak uyduramaz. Molla Ömer köpeğe acıyarak atın terkisine alır.Köye geldiklerinde atı ahıra çeker,köpeği de içeri alır.Yukarı çıkıp bir süre dinlendikten sonra yatmadan önce ahırı kontrol eder.Bakar ki köpek yarı ölü bir cesede dönüşmüş.Molla Ömer’e ‘’Beni al,getirdiğin yere bırak, yoksa seni fena ederim’’ der.Molla Ömer ata biner,cesedi de terkisine alarak getirdiği yere bırakıp döner.Böylece kurtulmuş olur.

Bir başka hikayede şöyle anlatılır; Pehlül Ağa,sahipli olduğu,geceleri in ve cinlerin cirit attığı Kapanıklar Mevkiine patates ve mısır eker. Geceleri ayı ve domuzlar zarar vermesin diye yaptığı kulübede bekler. Gecenin zifiri karanlığı çöktüğünde karşıdaki kayalardan bir ses ‘Geleyim mi?,geleyim mi Pehlül ? diye yankılanır. Pehlül Ağa önceleri aldırış etmez. Hiçbir şeyden korkmadığı, mangal gibi bir yüreğinin olduğu söylenirdi.Ses her gece tekrar eder durur.Pehlül Ağanın bir gece sabrı tükenir’ Ne söyleyip duruyorsun,geleceksen gel ,geleceğin varsa göreceğin de var’ diye karşılık verir. Bunun üzerine ses kesilir de bir daha duyulmaz. Pehlül Ağanın İlçede işi çıkar. Yerine oğlu Süleyman’ı bırakır. Süleyman amca yanına Nazım Amcayı alır. Erkenden gider, hava aydınlıkken yemeklerini yerler.Ateşte çaylarını demler,içerler.Sönen ateşin kızgın küllerine kartol gömerler.Pişmesini beklemek için yukarı kulübeye çıkarlar. Zifiri karanlık çökünce aşağıda derenin kenarında bir göz küçük bir fener gibi parlamaya başlar. Korkularından aşağı inip külde pişen patatesleri yiyemezler.O korku içinde uykuya dalar giderler. Sabah uyandıklarında mısırların ayılar ,patateslerin domuzlar tarafından vurulduğunu görürler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir