Penek Kalesi (Kilisesi)

ABSTRACT

The oldest town Penek Kale is in the border of Oltu which is a town of Erzurum city. We research medieval history of Penek Kale in this article.

Penek Kalesi (Kilisesi); Erzurum Oltu-Göle karayolu üzerinde bulunan Penek Köyü’nün kuzeybatısında bir tepe üzerinde yer almaktadır.Halk arasında her ne kadar Penek Kalesi olarak geçiyor ise de, o aslında kale değil bir kilisedir.Dede Korkut hikâyelerinde “Ben Hisarı” olarak geçer. Çeşitli kaynaklarda Ban, Bana , Penak, Penek diye anılmaktadır.Ve yine tarihi kaynaklar göre,stratejik öneminden dolayı yerleşim yeri olmuştur.Gürcü Kralı ll. Bagratlı AdarnaseI tarafından (881-923) yıllarında yaptırılmış, Küirige Banel ilk Piskopos olarak atanmıştır.Oltu.10. Yüzyılda Ermenice Tayk,Gürcüce Tao (Oltu-Tortum-Yusufeli) adını taşıyan Akheltskha Eyaletinin bir şehriydi. Taik ismi, M.Ö. 400 yılarında gelip buralara yerleşen Saka (İskit) boyu “Taok”lardan gelmektedir. Tais,Tayk hükümdarı David, memleketini Bizans İmparatoru ll. Basil (976-1025)’e vermek ister.Ancak (Kuropolat) David’in 31 Mart 1000’de öldürülmesi üzerine ll. Basil Tarsus’tan Eleşgert’e gelip, Anı’nın (Anı Harabeleri-Kars) Ermeni Kralı Gagik’i burada bekler, Ermeni Kralı Gagik’in gelmemesi üzerine, Uht’ik’i (Oltu) ve kalan bütün kale ve surları işgal edip,buralara Bizanslı komutan tayin ettikten sonra Taik asillerinin mal varlıklarını alıp beraberinde götürdü.Karin (Erzurum) üzerinden İstanbul’a döner. Taik’in merkezi yeri Oltu’ydu. Taik ise Bizans Devleti’nin doğu sınırındaydı.Sınırları şöyleydi: 979 yılı itibariyle güneyi muhtemelen Erzurum’un kuzeyindeki Dumlu Dağı ve bunu doğuda devam ettirip Pasin’i, doğuda başşehri Kars olan Vanand, kuzeyinde İberia Krallığı ile çevrili coğrafyaydı.Taik bölgesi 1000’li yıllardan itibaren Gürcü Kralları ile Bizans İmparatorluğu arasında el değiştirdi.

1000’li yıllardan itibaren Gürcülerle Bizanslılar arasında el değiştiren Taik Bölgesinde 1064 yılından itibaren Türk varlığı görülür. 1064 yılında Alp Arslan Oltu’ya takriben 40 km kuzey doğuda bulunan Panaskert’i de zapt etmişti. Selçuklu Sultanı Melikşah,Gürcistan Khartlı bölgesini istila ettikten sonra, 1076 yılı başında Erran ve Şirvan eyaletlerini büyük kumandan (Sarhang) Sav-Tekin’e verir.Bu suretle Türkler Erran beldelerinin bütün ovalarında, bütün dağ, nahiye ve kalelerine yerleştiler. Savtekin Arran’daki Türk kuvvetlerini toplayarak Gürcülerle yeniden savaşmaya başlar.Gürcü kaynaklarına göre Savtekin bu savaşta başarılı olamamış ve bu durum bizzat Sultan Melikşah’ın müdahalesine sebebiyet vermiştir. 1078 veya 1079 yıllarında Sultan Melikşah Aras’ı geçerek Gürcistan’a girmiş ve Şamşvilde’yi almış, buranın komutanı olan Liparit’in oğlu Yoane’yi esir almış ve daha sonrada Samketh bölgesini yağmalayarak geriye dönmüş ve Savtekin’e önemli bir kuvvet bırakmıştır. O sene içinde Savtekin bu ordu ile Şamsvil’de ovasına girmiş,Gürcü kıralı ll.Giorgi kuvvetlerini toplayarak onu karşılamağa çıkmış,Gürcü kaynaklarına göre,Farçakhis’te ikinci defa şiddetli bir muharebe olmuş ve Savtekin gece bozguna uğramış ve çekilmiştir. Bu başarıdan sonra Kral, Tao (Oltu) ve sonra da Bana’ya (Penek) gitmiştir. Kralın burada bulunduğu zaman Bizans İmparatorluğunun Şark hududu komutanı unvanını taşıyan Grigor, vaktiyle Ani şehrini Sultan Alp Arslan’a karşı müdafaa etmiş olan bu general Oltisni=Olti, Karnoukalak = Kalıkale (Erzurum) şehirleri ile evvelce Gürcüler tarafından zapt edilmiş olan Kars beldesini eline geçirmiş ve Bizans İmparatoru namına bu bölgelerde bir düklük kurmuştur. Gürcü kralının bu bölgeye gelmesi üzerine,general Kars mevkiini krala tekrar vermek zorunda kaldı.Kral da bu şehri,savunmaları için Şavşet aznavur (Tarkan)’larına verdi. Böylece ll.Giorgi’nin kendisine yardımcı olmasını sağladı. Babası Alp Arslan’ın emeklerinin boşa gideceğini ve Bizans-Gürcistan ittifakıyla Kür (Ahılkelek,Akşehir, Ahıska, Altunkal’a,Çıldır, Ardahan, Göle) ve Çoruh boylarında, Kars bölgesinde Hıristiyanların yeniden hakim olmaya başladığını görerek üzülen Sultan Melikşah, 1080 yılında Büyük Selçuklu başbuğlarından Emîr Ahmed’i büyük bir ordu ile Arran’a gönderdi. Emir Ahmed,Gürcistan kıralı ll.Giorgi’nin ordusunu mağlup etti. 1080 Kuvel-Kol Zaferi üzerine Selçuklular, 40 yıl düzelemeyecek şekilde Bagratlıların belini kırdı. Kür ve Çoruk boylarını kesin olarak aldılar.

Emîr Ahmed, Poskov’dan Kars’a gelip burasını da son Bizans-Gürcü’lerden kurtardı. Bundan sonra Bizans İmparatorluğu namına hüküm süren Grigor Bakuryan Beğ’in elindeki Erzurum ve Olti (Oltu) bölgelerini birer birer işgal edip merkezi Erzurum olarak kurulan Saltuklu Beyliğini topraklarına kattı. Çünkü Alp Arslan 1071 Malazgirt Zaferini kazanmada yararları görülen Türkmen Beyleri arasında, Saltuklu sülalesinin kurucusu Ebû’l-Kasım Bey’e Kars’tan, Bayburt batısına, Bingöller’den Bulgar-Barkal dağlarına kadar uzayan yerleri vermişti.Emîr Ahmed, 1080 yılında yukarı Kür boylarını (Ahılkelek-Akşehir, Ahıska, Altunkal’a,Çıldır, Ardahan, Göle), Kars, Erzurum, Oltu bölgelerini fethettikten sonra, bütün Çoruk boyunu da aşarak Gürcistan’a girmiştir. Gürcülere düşman olan diğer Hıristiyanlar bu emir ile işbirliği yapıyorlardı. Gürcü kıralı ll.Giorgi , ikinci defa Emîr Ahmed’e karşı koymaya başladı ise de kötü bir şekilde bozguna uğrayarak Acara’ya çekildi ve orada da takip edildiği için Abkhazya’ya kadar kaçmak zorunda kaldı. Selçuklular Kütayis bölgelerini de fethettiler. Böylece Faşa-Riyon Boylarını ele geçiren Selçuklu Başbuğu Emîr Ahmed, tarafından kralın hazinesi, silahları ve bütün kıymetli eşyalarını ganimet olarak aldı.Böylece Emir Ahmed ,Savtekin’in başarısızlıklarının intikamını almıştı.Türkistan’dan göçüp gelerek yerleşecek yerler arayan Ebû-Yakup ve Isa-Böri adlı boy ve oymak beylerine, yeni açılan Kür, Çoruk ve Faşa ırmakları boylarına yerleşmelerini ve buraları korumalarını önerdi.Bunun üzerine bu iki büyük emir 1080 senesinin sonlarına doğru Gürcistan’a girdiler ve maiyetlerindeki boyları ve oymakları her tarafa yaydılar. Ahıska, Şavşet, Ardanuç, Acara ve Kütayis bölgelerine yerleşip, buraları Karadeniz’e varıncaya kadar sahiplenip korudular.

Türkler, kış gelip de şiddetli kar yağmaya başlayıncaya kadar Gürcistan’da kaldılar.Kışın Mugan’da bulunan kışlaklara çekildiler. Ertesi yıl, yani 1081’de tekrar Gürcistan’a girerek almağa devam ettiler. Türkler bu tarihten sonra Erzurum yöresine yerleştiler. 1089 yılında Gürcü tahtına çıkan David, Melikşah’ın ölümü üzerine Selçuklu hanedanı arasında çıkan kargaşanın etkisiyle her yıl ödediği vergiyi kesmiş ve 1110, 1115, 1116 ve 1118 yıllarında olmak üzere Türklere karşı yaptığı saldırılarda başarılar elde etmişti. Fakat Davit asıl başarılarını Irak Selçuklu Sultanı Mehmet Tapar’ın ölümünden sonra kazanmaya başladı. David 1120 ve 1121 yıllarında Kür boylarında kışlayan Türkmenleri ağır yenilgilere uğrattı. Bunun üzerine Türkmenler karalar giyerek Artuklu ailesinin başı Mardin-Meyyâfarikin hükümdarı İlgazi’den ve Gence’de oturan Mehmet Tapar’ın oğullarından Melik Tuğrul’dan yardım istediler. Bunu üzerine büyük bir ordu toplandı. Bu ordunun başında 11 yaşında olan Melik Tuğrul vardı. Yanında atabeyi Gün Doğdu, Artuk oğlu İl Gazi ve diğer beyler bulunuyordu. Fakat bu ordu Kıpçak askerlerinde arasında bulunduğu David tarafından Tiflis yakınında ağır bir mağlubiyete uğratıldı (1120). Bu başarıdan sonra David ertesi yıl Tiflis’i ve bunu takiben de Anı’yi (Kars-Anı Harabeleri) almıştır. David bu zaferden sonra Türklerin elinde bulunan bir çok yerlere akınlar yapmış, bu arada İspir’e kadar gelerek Türkmenlerden rast geldiğini öldürmüş veya tutsak almış ve Oltu’yu da yakmıştır.

1121 yılında Bagratlı IV. David (1089-1125) Kıpçaklarla birlikte kabarmış Kür ırmağını geçerek Türklerle savaşıp,Arabya ve Bera’yı yıktılar.Orada iki gün kalıp büyük bir servetle döndüler.Yenilmelerinden umutsuzluğa düşen Türkmenler Gence,Tiflis, Dumanis ve Bana yani Penek bezirganları,elleri ve bütün gövdeleri karalara bürünmüş olarak Büyük Selçuklu Sultanı Mahmud (1118-1131)’a ve İran’a giderek kendilerine yapılan kötülükleri anlattılar.Duygularını,acılarını açığa vurup,her yanda büyük bir üzüntü yaydılar. İbnü’l Esir’in ifadesiyle 1161 de “Gürcülerle Erzenu’r-Rum (Erzurum) hâkimi Saltuk b. Ali arasında savaş ve çarpışmalar oldu. Sonunda Saltuk ve askerleri yenildi. Saltuk esir düştü. Saltuk’un kız kardeşi Şah Bânûer, Ahlat hâkimi Şâh-ı Ermen Sökmen b. İbrahim b. Sökmen ile evliydi. Gürcü kralına kıymetli hediyeler gönderdi ve bunları kabul ederek (kayın) biraderini salıvermesini istedi, o da kabul etti ve Saltuk, Erzenu’r-Rûm’a (Erzuruma) döndü. İbnü’l Esir’den de yararlanarak eserini yazmış olan Urfalı Mateos, 1161 yılında Oltu’da yapılmış olan Saltuklu-Gürcü savaşını şöyle yazar. “Gürcü kralı Giorgi’nin askerleri Türk topraklarına akın etmeye hazırlanıyorlardı. Erciş, Muş, Dogodaf, Mandzgert (Malazgirt) gibi birçok şehir ve eyaletlerin sahibi ll.Sökmen (Şah-Erman) kaynatası Adradin’i büyük bir ordu ile Gürcistan’a sevk etmişti. İki ordu Okhtis (Oltu) eyaletinde karşı karşıya geldi ve şiddetli bir muharebe oldu. Gürcüler, Türkleri yenip kaçmaya mecbur ettiler. Onların bir çoğunu kılıçtan geçirdiler ve Türk ordusundan 300 ileri geleni esir ettiler.” İbnü’l Esir’e göre 1153 yılında da Gürcülerle savaşırken esir düşüp, yine aynı yıl serbest bırakılan Saltuklu Emîri Saltuk’un, eniştesi Ermen-Şâh 1183 yılında ölünce oğlu olmadığından yönetim, kölelikten yetişme başbuğlarından Seyfeddin Bek-Timur’un eline geçti. Ermeni kaynaklarında, Ahlat hükümetine tâbi küçük bir beyliğin başındaki Oltu-Kağızman bölgesine hâkim Emir Karaca’dan bahsedilmektedir. İbnü’l Esir’e göre ,lll. Giorgi ( (1156-1184) 1165 yılında bir sefer düzenleyerek emrindeki kuvvetlerle Tao,Klarcet ve Şavşet Oltu ve Bana topraklarına; emrindeki diğer kuvvetleri de ayrı ayrı (Erzurum,Kür ötesinde Gence gibi) yerlere göndererek başarılar kazanmıştı. Saltuklu Beyliği’nin Tercan’dan başlayıp Tahir Gediği’ne veya daha ileriye kadar uzandığı ve Erzurum’dan başka Bayburt, Avnik, Micingert, İspir, Oltu şehir, kasaba ve kalelerini içine aldığı söylenebilir.Böylece zengin ve güzel bir şehir olan Oltu; Saltuklu- Gürcü sınırında bir yer olarak önemini korumuştur. Alaeddin Keykubat, 1230 yılında Yassıçemen Savaşı sonunda Erzurum’u aldıktan sonra 1231 yılında komutanlarından Kemâleddin Kâmyâr ve Mubâriz üd-Din Çavlı komutasında ilerleyen Türk ordusu, süvari ve piyade kuvvetleri, Gürcistan hudutlarında savaşa giriştiler. Bu sefer sırasında Türkler bir takım beldeleri ve bu arada Hâh (Gag) şimdi Tortum’un köyü) kalesini de kuşatıp aldılar.1267 yılından itibaren Kıpçaklı Ortodoks Türklerden “Atabekler” sülalesinin yarı müstakil olarak hüküm sürdüğü “Atabek-Yurdu” (Gürcüce SaAtabago) denilen bölge içinde Bayburt, İspir, Tortum, Livana (Yusufeli ile Artvin), Ardanuç, Göle, Ardahan, Ahıska, Ahkılkelek, Azgur gibi Oltu’da yer alıyordu. Osmanlılar döneminde bu bölgenin başında Mirza-Çabuk (1502-1516) vardı. Oltu Penek Kalesi ile birlikte 1536 yılında Osmanlı topraklarına katmıştır. Oltu civarında pek çok kale ve kalecik vardır. Bunlardan Şenkaya ilçesindeki Soğmun- Soğmunruk (halk dilinde Soğmun) Kalesi aynı köydedir.

1239 da bütün Kür (Kura),Aras,Çoruh boylarını istila eden Cengizliler istilâsından sonra 1245 yıllarında Erzincan-Bayburt’taki yarı göçebe Türkmanlar kalabalık kuvvetlerle Çoruk boyuna girip,kendilerinin olan “Oltis”(Oltular) Buğata-Kur’ni’den başka Tao (Tav –Eli) bölgesini bozdular.Bu sırada Tao’nun,Şavşet’in,Alarcet’in,Kola (Göle) ve Ardahan ile Karnıpor ahalisi Çaklı Ahıska-Ardahan kesimi Beğlerbeyi İvane’nin oğlu Korkore’den yardım istediler.Bu kumandan 10 bin atlıya yakın bir kuvvet toplayarak “Bana (Penek) kalesini kuşatmakta olan Türkmanlar’a yakın bulunan “Awnis-Vake” yaylasında savaştı ve savaşı kazandı. Kıpçakların Türkçe yer ve kişi adlarından olarak anılan Bana Gürcücede Bana-şvili,Ban-oğlu demektir. “Ban” Macarcaya da geçmiş ve Temaşvar-Banat bölgesinde yaşayan Kıpçak-Ağzı’nda “beğ,hâkim,yüksek makamlı kişi” anlamındadır.Dede-Korkut Oğuznâmesi’nin Topkapı Sarayı yazmasında “Ban Hisarı” ve Kartel Krniklerinde “Bana-Banak ve bugün Oltu kuzeydoğusundaki Ulu Kiliseli “Penek” hep aynı yerin adı olup, “Ban”ların yurdunu gösterir. 1399-1400 yılı kışını Karabağ’da geçiren Timur 1400 yılı baharında Gürcülerin Panaskerd (Olur) de olduğunu öğrenince birkaç gece yürüyüşü ile (Penek, Panaskert, Ardanuç, Oltu bölgelerinden giderek) beş günde onların yedi kalesini zapt etti. Oradan Oltu üzerinden Pasin’e dönerek Aras nehrindeki Çoban Köprüsü’nden geçip Avnik’te vardı.

1520-1535 tarihlerde Erzurum’un kuzey doğu ve doğusuna ait bilgiler kaynaklara geçmeye başlar. J.L.Bacgue-Grammont’un bulduğu ve yayınladığı bir belgede:” Gürcistan içi Akıska canibinde Penek derler bir mevzi vardır.Andan Penek’e iki konakda varılur ve bu Penek dedikleri kariyyenin içinde bir kilise vardır.Boğaz şekkillücedür bu dahi Tav eline ta’allukdur.Bunun ile bunun öte canibinde vaki olan Ardahan nam ülke…” diye bilgiler yer almaktadır. 1548 Temmuzunda Kanuni Sultan Süleyman ,Van ve Tebriz üzerine giderken, Erzurum Beylerbeyi (Tekeoğlu) Mehmed Paşa’yı Atabekler-Yurdu eyaletine komşu kaleleri almaya görevlendirdi. Böylece,Osmanlılardan dönüp Şah-Tahmâsp’a itaat eden ve bir önceki Beylerbeyi Musa Paşa’yı birden bire basarak şehit eden bu Hıristiyan Kıpçaklı Beyliğinden öç alınmış olacaktı. Mehmet Paşa, padişahın desteğiyle 1548 de Oltu’nun kuzeydoğusunda ve Penek Suyu sağındaki kaleleri (Pereken-Barakan, Panâk nâm Kal’ası ile Samağar ve Aha ) aldı. Dolayısıyla Penek bu tarihten sonra Osmanlı idaresinde yerini almıştır.Hikayesi 1120 yıllarına kadar inen günümüzün ünlü türkülerinden “Sarı Gelin” hikayesinin de geçtiği bir yer olan Penek Kalesi, günümüzde kendisine gösterilecek ilgiyi bekliyor. (Kaynakça:A.Ü.Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı 28 Erzurum 2005       Prof. Dr. M. Fahrettin Kırzıoğlu Özel Sayısından alınarak sadeleştirilmiştir.)

Şenkaya yöresinde Türkler

Orta Asya’dan gelerek Hazar Denizinin kuzeyinden batıya göçen Kıpçak Türkleri Balkaş Gölünden Tuna boylarına kadar geniş coğrafyada hüküm sürmüşlerdir.M.S. 10 yüzyılda, Kıpçak Ülkesinin güneyinde, Hazar Denizi ile Karadeniz arasında Gürcü Krallığı bulunmaktaydı.1118-1120 yıllarında Gürcü Kralı II. David’in Selçuklulara ve İranlılara karşı savaşacak ordusu yoktu. David, Kafkasların kuzeyindeki komşu Kıpçak ahalisinin çokluğunu, onların savaştaki cesaretlerini, yürüyüşlerindeki çevikliklerini (atlı seferlerini) çok iyi biliyordu. Kral yıllarca önce Kıpçak prenslerinin en soylusu Şaragan oğlu Atrak’ın güzelliği ile ünlü kızı Guran Dukht ile evlenip, onu Gürcistan’ın Kraliçesi yapmıştı. Hem Selçuklular ve İranlılarla savaşmak ve hem de Kıpçakların hükümdarı olan kaynatasının getirmek içi güvenilir adamlarını gönderdi. Yaklaşık 45.000 Kıpçak ailesi gelerek, Çoruh-Kür ırmakları boylarına yerleştiler ve güçlü bir ordu kurdular.Gürcistan, bu ordu sayesinde canlandı ve hatta Tiflis’i Selçuklulardan geri alarak topraklarını Erzurum yakınlarına kadar genişletti.Zamanla Gürcistan’da Kıpçak-Kuman varlığı arttı. Bu topraklara yerleşen Kıpçaklar Hıristiyanlığı (Ortodoks) kabul ettiler.Zaman içerisinde Kıpçak Türkleri, devletin ordu, siyaset ve maliyesinde çok etkili hale geldiler. Zamanla güçlenen Kıpçak Atabekleri, 1267 yılında Tiflis’e baş kaldırarak bağımsızlık mücadelesi verdiler. Onların bu faaliyeti İlhanlı Hükümdarı Abaka Han tarafından da desteklendi. Atabek Ailesinin siyasî faaliyetlerinden Gürcü kaynaklarında şöyle bahsedilmektedir: Gürcistan’a gelen Moğollara karşı savaşmak üzere 1266 tarihinde Tiflis’e giden Kıpçak Beyi Caklı Sargis, Gürcü Kralı David tarafından tutuklandı. İlhanlı Kağanı Abaka Han, David’den Sargis Beyi serbest bırakıp kendi yanına göndermesini istedi. Sargis Bey, Abaka Hana, artık Gürcü yönetiminde yaşayamayacaklarını ve bağımsız olmak istediklerini bildirdi. Böylece Abaka Hanın desteğini alan Atabek ailesi, Gürcistan’dan ayrı bir hükümet oldu. Bugünkü Ardahan, Ardahan İlinin Göle, Posof ve Çıldır İlçeleri ile Erzurum’un İspir, Oltu, Narman, Olur, Şenkaya İlçeleri ve Artvin Acara, Bağdacık,Ahısaka,Ahıkelek bölgeleri Atabeğo Yurdu (Sa,Atabeğo) olarak bilinir.Atabeğo’lar1268-1578 yılları arasında yaklaşık 310 yıllık bir dönem hüküm sürmüştür. 1080 tarihinde Sultan Melikşah, Büyük Selçuklu başbuğlarından Emîr Ahmed’i büyük bir ordu ile bölgeye gönderdi. Emir Ahmed,Gürcistan kıralı ll.Giorgi’nin ordusunu mağlup etti. Kür (Kura ) ve Çoruh boylarını kesin olarak aldılar.Türkistan’dan göçüp gelerek yerleşecek yerler arayan Ebû-Yakup ve Isa-Böri adlı boy ve oymak beylerine, yeni açılan Kür (Kura ), Çoruh ve Faşa ırmakları boylarına yerleşmelerini ve buraları korumalarını önerdi.Bunun üzerine bu iki büyük emir 1080 yılı sonlarına doğru Gürcistan’a girdiler ve maiyetlerindeki boyları ve oymakları her tarafa yaydılar. Ahıska, Şavşet, Ardanuç, Acara ve Kütayis bölgelerine yerleşip, buraları Karadeniz’e varıncaya kadar sahiplenip korudular.Böylece bölge Kuzeyden gelen Hıristiyan (Ortodoks) Kıpçak (Kuman) Türkleri yanı sıra güneyden gelen Müslüman Selçuklu Türkmenlerinin yurdu olmuştur.Kıpçaklar da Müslüman oldular.Kaynaklar bu iki Türk boyunun bölgeye yerleşmelerinden önce de bölgede Türk (Turkom-an) Türkmen ve Oğuz boylarının hüküm sürdüklerini belirtmektedir. 1548 yılında Kanuni Sultan Süleyman ,Van ve Tebriz üzerine giderken, Erzurum Beylerbeyi (Tekeoğlu) Mehmet Paşa’yı Atabekler-Yurdu eyaletine komşu kaleleri almaya görevlendirdi. Mehmet Paşa, padişahın desteğiyle 1548 yılında Oltu’nun kuzeydoğusunda ve Penek Suyu sağındaki kaleleri (Pereken-Barakan, Panâk nâm Kal’ası ile Samağar ve Aha ) aldı. Dolayısıyla yöre bu tarihten sonra Osmanlı yönetimine katılmış oldu. Kaynakça: Yukarı Kür ve Çoruh Boyu Atabek-Yurdu M.Fahrettin Kirzioğlu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir