İlk Görev Yeri Anıları

İLK GÖREV YERİM-İLK MESLEK ANILARI

Bıyıkları yeni terlemiş genç bir öğretmen olarak 1969 yılında Gümüşhane Öğretmen Okulundan mezun oldum. Diğer mezunlar gibi donanımlıydık. Köy Enstitüleri temelleri üzerine kurulmuş Öğretmen okulları seçme köy çocuklarını yine köylerde görevlendirmek için bilgili, donanımlı öğretmenler yetiştiriyordu. Bu okullarda yetişen öğretmenler hem köy kültürünü biliyor ve hem de onları nasıl eğiteceklerini öğreniyorlardı. Ö dönemlerde öğretmenin iki ana görevi vardı. Birisi öğrencilerini diğeri ise köylüleri eğitmekti.  Kültürünü ve psikolojisini iyi bildiğinden öğretmen, imam ve muhtar üçlüsü ile birlikte köy halkı ile iyi bir ilişki kurup çalışmalarını sürdürürdü.

Tayınım Kars İli Aralık İlçesi Aşağı Çiftlik Köyüne çıkmıştı. İlçenin adı resmiyette Aralık olmasına rağmen halk arasında Başköy olarak bilinirdi. Iğdır Ovası’nın doğusunda Aras Nehri kenarında, İran sınırına yakın bir köydü. Tuzluca’dan itibaren Aras Nehri ovayı ikiye bölerdi. Güneyi Türkiye, kuzeyi ise Sovyetler Birliği topraklarıydı. Sovyetler Birliği topraklarında Ermenistan ve aşağılarda A.Çiftlik Köyü’nün karşısında  Nahçıvan bulunmaktaydı.

A.Çiftlik Köyü 60-70 haneydi. İlçe merkezine tahminen 7-8 km uzaklıkta, Iğdır Ovası’nın devamı olan bir düzlükte kurulmuştu. Köy evlerini bulunduğu alan diğer köyler de olduğu gibi çevreden bir iki metre yüksekti. Bunun bir nedeni vardı. Yaz, kış ve sonbahar mevsiminde durgun akan Aras nehri yatağına sığıyordu. Kars ve Kağızman’ın yüksek dağlarından beslenen Aras ilkbaharda karların erimesi sonucunda coşuyor, kabarıyor ve yatağına sığmıyordu. Tuzluca’dan itibaren çevresine yapılan toprak seti yıkarak ovaya taşıyor, derya deniz çeviriyordu. Sovyetler bunu bildiklerinden beton dayanıklı set yapmışlardı. Bu nedenle onları tarafı delinmiyor, Türkiye tarafı yırtılıyordu. Birisi anlatmıştı. Yine Aras’ın coştuğu aylarda nehir kabarıp yatağına sığmayarak taşıp tüm ovayı bir göle çevirdiği zaman Sovyetler tarafında bir noktada açılan deliğin üzeri çimento yüklü bir kamyonla kapatılarak suyun taşmasını engellemişler. İşte bu su baskınlarında evleri su baskınına karşı korumak için biraz yüksek yere yapılmıştır.

Aras’ın yine taşarak çevreyi sular altında bıraktığı bir zaman diliminde yaşanan bir olayı anlatalım. Köyün Ali Sefer adında bir bakkal vardı. Ali Sefer amca bakkalına öteberi almak için Aralık’a gider. Bakkal malzemesi çay, şeker, sigara ve diğerlerini alır. Aras taşmış, ortalık sular altında kalmıştır. Böyle durumlarda ulaşım kayıklarla yapılırdı. Ali Sefer de bir kayık kiralar. Eşyaları yükler. Köy yoluna koyulur. Y. Çiftlik Köyü yakınlarına gelince kayık ansızın alabora olur. Eşyalar suya gömülür. Ali Sefer bir müddet suda çırpınır. Canını kurtarmaya çalışır. Yakınında bulunan genç bir elma fidanına tutunur. Uzun uğraşılardan sonra fidana tırmanarak çatalına tutunur. Hava kararmış, akşam olmuştu. Hafif rüzgâr estiğinde ağacın esneyen dalı eğiliyor, Ali Sefer de dalla birlikte suya kadar iniyor ve tekrar kalkıyor, sular ortasında aç susuz sabaha kadar böyle devam ediyordu. Köydeki ailesi Ali Sefer’in Aralık’ta olduğunu, Aralık’takiler ise köye gittiğini sanıyorlardı. Sabah olduğunda ailesi köydeki karakolun telefonu ile Aralık’ı arayarak Ali Seferi sorarlar. Onlar; Dün bir kayık kiralayarak köye geldiğini söylerler. Ali Sefer’in Köye gitmediğini öğrenince ikinci bir kayıkla aramaya çıkarlar. Birde ne görsünler! Ali sefer aç, susuz ve korku içinde ağacın tepesinde durmaktadır. Alıp köye götürürler.

SOVYETLERİN SINIRDA ALDIĞI ÖNLEMLER-IŞIK TOPLARI

Köye geldiğimde Ramazan amca beni bir ay evinde misafir etmişti. Kerpiç ev iki katlıydı. Önünde nar bahçesi vardı. Hava çok sıcak olduğundan sivrisinek fazlaydı. Sivrisinekten korunmak için evlerin üstünde “cibinlik” vardı. Geceleri hem serin olurdu ve hem de cibinlik sivrisineklerden korurdu. Ben de böyle bir cibinlikte yatardım. Hemen karşı taraf Sovyetler Birliği idi. Aras Nehri boyunca uzanan sınırı kontrol altında tutmak, insanların sızmalarını engellemek için karakollardan ışık topları atılırdı. Işık topları bir süre ay gibi yukarı doğru süzülür sonra toprağa düşünceye kadar sınırı aydınlatırdı. Bu böyle sabaha kadar devam eder giderdi. Soğuk savaş döneminde sınırlarda insan geçişlerini engellemek için yine sınır boyunca kum serilir ve üzeri düzeltilirdi. Bir hayvan bile geçse kum üzerinde bıraktığı izden anlaşılırdı. Sovyetlerin sınır boyu elektrikle aydınlatılmıştı. Dağlar, tarlalar, köyler, bahçeler velhasıl her taraf aydınlık içinde pırıl pırıl yanıyordu. Türkiye tarafı ise karanlıktı. Daha elektrik gelmemişti. Ta uzaklarda soluk bir ışık hüzmesi görebilirdiniz. Cibinlik içinde bütün bunları seyrederek uykuya dalardım.

www.facebook.com/AsagiCiftlikKoyu76/videos/925838575476549

DEVAM EDİYOR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.