Hüseyin Köycü’nün Şenkaya’da Panayır Çalışmaları

HÜSEYİN KÖYCÜ’NÜN ŞENKAYA’DA PANAYIR ÇALIŞMALARI

Panayır; Yunanca ‘panegyris’ sözünden türemiştir. Kutsal gün, bayram vs. anlamı taşır. Günümüzde fuar anlamına da gelen panayırlar, eğlence, ekonomi, yöre halkına moral vermek gibi gayeleri içerir. Pazar, panayır gibi ticaret faaliyetlerinin içeriğinde sadece tüccarlar değil, şair, müzisyen ve sanatkârlarında yeteneklerini sergiledikleri yerler gözüyle bakılmıştır. Panayırlar, ayrıca halkın toplu eğlenmesine imkân veren ortamlardır. Tarihi seyir içinde, Türk kültürünün, Asya, Türkistan, Anadolu ve Rumeli’de Pazar, panayır gibi ekonomik faaliyetlerin olduğu kaydedilmiştir.Şenkaya daha ilçe olmadan önce, yani Örtülü Köyü iken 1942-43 yıllarında yaz ve güz panayırları olarak başlatıldı. Şenkaya’nın Yedigözeler diye bir mevkii vardır. Burada adından da anlaşıldığı gibi buzdolabından çıkmış gibi soğuk olan suların kaynaktan fışkırdığı yedi adet kaynak suyu vardır. Her sene Temmuz ayında bu mevkide yaz panayırı kurulur (15-19 Temmuz). Köyde bakkalı, manifatura dükkanı olanlar ve çeşitli sanat icra eden sanatkarları 4 gün süre ile bu yöreye kağnı arabalarına malzemelerini yükleyerek çıkarlar.Örtülü de her faaliyette olduğu gibi panayıra da ailece gidilir. Bir tarafta ailenin ikamet edeceği çadır (kilim, keçe, vs kullanılarak), diğer tarafta ise dükkan olarak kullanılacak çadırlar kurulurdu. Dükkan olan çadırların bulunduğu bölüm adeta yamaçta teşkil edilmiş bir cadde gibiydi. Ailelerin çadırları ise çeşmelere daha yakın olmak üzere 200-300 metre daha uzağa kurulurdu. Çevre ilçeler, köyler bu panayıra öyle önem verirlerdi ki onlar da aileleriyle eğlenmeye, alışveriş yapmaya, çeşitli yarışmalara katılmaya gelirlerdi. Köy halkının çok misafirperver olduğunu bilenler, tanıdıkları bir aileye misafir olurlardı.Bir taraftan döner ocaklarından ateşler yükselir her taraftan kır çiçeklerinin kokularına lezzet kokuları karışırdı. Semaverler kurulur, birçok aile adeta bir atölyeye dönmüş olan köyden bu yöreye gelerek 4 günlük bir tatil ile yorgunluklarını atarlardı. At yarışları, ciritler, pehlivan güreşleri tertip edilirdi. Panayır yerinin yakınındaki bu meydanda yapılan bu aktiviteleri kadın erkek ayrımı olmadan herkes seyrederdi.Davul zurna eşliğinde kadın erkek herkes bar oynardı. Bu manzara 60 sene evvel yörede birçok yerde hoş bile karşılanmazdı. Ama bizim Örtülü Köyümüzde (Şenkaya İlçesi) ne kadın, ne erkek ayrımı, ne de herhangi bir etnik ayrım görülmemiştir. Dinsel yönden ayrılıkçı bir olay da asla vaki değildir. Alevi-Sünni diye bir sorun şöyle dursun karşılıklı kız alıp vermeler de devam eder.Panayır da gece eğlenceleri, köyün ileri gelenlerinin sohbetleri, misafirlerin ağırlanması hepsi bir disiplin içinde yapılırdı. Dört gün sonra köye (ilçeye) dönen halk orada geçen 4 günlük süreyi günlerce biz panayırdayken diye anlatırlardı. Derken Örtülü (Şenkaya) halkı birde önlerindeki güz panayırını beklemeye başlardı.Panayır gelsin şu malımı satar size şunları alırım diye evde konuşan aile reisleri, hele şu panayır gelsin dokuduğum çorapları satar çocuklara ayakkabı alırım diyen hanımlardan tutunda, Şenkaya güz panayırında önemli karakucakgüreşleri olacak oradan galip gelirsem alacağım ödülle şunu yaparım hayalini kuran insanlara çok rastlanırdı.Her sene Ekim ayında da güz panayırı Şenkaya merkezinde yapılırdı. Köycü Erzurum’daki mahalli birkaç gazeteye panayır ilanlarını verirken özendirici hediyelerden de bahsederdi.Cumartesi ve Çarşamba günleri de hafta pazarları kurulurdu.Kişilerin belirli ihtiyaçlarını karşılamak ve köylünün üretimini değerlendirmek için ihdasedilen bu pazarlar, arz ve talebin karşı karşıya geldiği ticaret sahalarıydı. Köylü bu tip pazarların kent ekonomisinin vazgeçilmez kaynaklarından biri olduğunu devamlı vurgulardı. Bugün için çok olağan bir olay gibi görünen pazar ve panayır organizasyonları 60-70 sene evvel ve yapıldığı yöre dikkate alınırsa oldukça vurgulanması gereken bir aktiviteolduğu açıktır.Tarih incelendiğinde, bir bölgenin ekonomik faaliyetlerini bir araya toplayarak yalnız o bölge tüketicisine sunmayı hedef alan “Hafta Pazarları”bile görüldüğü rapor edilmiştir.Hafta pazarlarının olduğu günü köylü tüm sergileri dolaşır, özellikle çevre köylerden gelen satıcılarla çok ilgilenir ve onları teşvik ederdi. Bir hafta sonraki pazara gelmeleri içinde onlara moral verirdi. Bu konudaki anekdotunu nakleden, Köycü’nün diğer torunu Tokay Köycü, özetle şöyle bitiriyor sözünü; “Sonradan anladım ki, köyünden ürününü zahmetle toplayıp ilçeye kadar yürüyerek getiren ve bunları satarak evinin ihtiyaçlarını alıp götürmeyi düşünüp de bunu yapamayan insanın emeğini değerlendirmek ve onu eziklikten kurtarmak için köylünün satamadıkları ürünleri kendisi satın alır, ihtiyacı olanlara da verirdi.”Alp Ölmez Yalçın da pazara tavuk satmaya gittiğini ancak akşamüstüne kadar tavukları satamayınca Köycü’nün kendisinin aldığını, bu vesileyle girgin olması için de daha sonradan Köycü’nün konuştuğu babası kanalıyla kendisine bir ders verdiğini anlatıyor. ‘’Bugün avukatım girginlik şöyle dursun avukat olan oğlumla beraber mahkemelerde müvekkillerimi çatır-çatır savunuyorum. Ama o günkü girginlik dersi de işime yaramadı değil.’’ diye ifade etmektedir. *Sarı Karton,Prof.Dr Koptegel İlgün,Prof.Dr.Durkaya Ören,Mak.Müh.Hüseyin Köycü.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir