Her Şey Temmuz ve Ağustos Aylarına Bağlı

ŞENKAYA YÖRESİNDE HER ŞEY TEMMUZ VE AĞUSTOS AYLARINA

İklimi nedeniyle çiftçilik,hayvancılık ve orman işçiliği ile geçimini sağlayan Şenkaya  yöresinin yüksek dağ köylerinde her şey Temmuz ve Ağustos aylarına bağlıdır.Konu ile ilgili olarak bütün köylerine örnek teşkil edecek bir köyünden,Gülveren köyünden bahsedeceğim.

Gülveren Yaylasından doğan Çay önce batı, sonra kıvrılarak güney ve doğuya yönelip bir yay çizdikten sonra tekrar güneye akarak, Penek Çayına karışır. Köy, çay’ın (burada çay vadide akan suyun yöresel adıdır) aktığı vadinin tabanında oluşan şerit biçiminde, zaman zaman genişleyip, zaman zaman daralan vadinin ortasında kurulmuştur. Vadinin doğu-batı kuzeyinde Dağ (buradaki yükseltinin adına “Dağ “ denir),güneyinde Erdavut Dağı bulunur. Erdavut dağının yamaçları ile Dağ’ın yüksek yamaçları sık sarıçam ormanları ile kaplıdır. Dereler dik yamaçlardan vadiye iner.

 Vadi şeridinde bulunan düzlükle ve dik güney yamaçlarda bulunan ziraata elverişli arazilerin ekim ve dikimi köy halkının geçimini sağlar. Bir benzetme yaparsak, yama çiminde tarlalar ve çayırlar vardır. Yaklaşık 60 hanelik köyde hane başına ortalama 10–20 dönüm arazi düşer. Tarlalara buğday ve arpa ekilir. Tarlaya uygun olmayan yerler çayıra bırakılmıştır. Çayırlardaki otlar biçilerek samanlıklara doldurulur veya samanlıkların üzerine yığılarak kışın hayvanlara yedirilir. Köye yakın tarlaların bazıları bostan (bostan burada sebze ekilen yerleri genel adıdır) yapılır. Bostanlarda patates, fasulye, mısır ve turp yetiştirilir. Gülveren’in patatesi meşhurdur. Suni gübre kullanılmadan organik olarak yetiştirilen patatesin yenilmesine doyum olmaz.

 Her şey Temmuz ve Ağustos aylarına bağlıdır. Halkın başka geçim kaynağı olmadığından iki ayda kazandığı ile ailesini bir yıl geçindirmek zorundadır. Bu iki ayda hasatlar yapılır. İnsanlar, programlanmış bir makine gibi çalışmak zorundadır. Yarım saatlik bir zaman diliminin bile önemi vardır. Temmuz ayında çayırların biçilmesine başlanır. Önce köydeki kıraç yerlerdeki otlar biçildikten sonra sıra yayladaki çayırların biçimine gelir. Yayladaki; Yaylanın önü, Sarıçayır, Yusuf’un Kurunu ve Sosan Çayırı köyün ortak malıdır. Çayırların biçilmesine başlamadan bir gün önce bekçi çayırların biçileceğini duyurur.Her hane halkından bir kişi gelmek zorundadır.Genelde gençler ve bazen de çocuklar gelir.Her hane halkından birer kişi çayırların bölünmesi için paylaştırılır.Diyelim ki on kişi Yaylanın Önü Çayır’ın bölünmesi için görevlendirildi. Tırpan ve iplerle çayır başına gelinir.İki kişi ipin ucundan tutar,ip gerginleştirilir,ipi tutanların arkasına birer tırpancı geçer,ipçiler çayırı enlemesine doğru yürürken tırpancılar arkasında otları tırpanlayarak sınırlar belirlenerek, hane sayısı kadar dilimlere ayrılır.Bu dilimlere “SEHİM” denir.Doğal olarak çayırın bazı yerleri sık,bazı yerleri seyrek otludur.Herkese eşit miktarda ot çıksın diye ipçiler “sehimin” genişliğini ipi kısaltıp uzatarak ayarlarlar.Sehimleme işi bittikten sonra kura çeçimi yapılır,kime kaç sayılı sehim’in düştüğü belirlenerek bir kâğıda yazılır.Ben de öğrenciliğim döneminde ve yaz tatillerinde yaylada bulunurdum.Okumuş yazmış birisi olarak düşünülerek bir iltifat olsun diye beni ya ipçi yaparlar ya da kura çekimi ve yazma işlerini verirlerdi.Sırası gelmişken burada belirtmeden geçemem.Köy halkı okuma-yazmaya büyük önem verirdi.Okuyan kişilere de çok değer verirlerdi.Sehim işi bittikten sonra herkes kaç numaralı sehim’i biçeceğini öğrenerek, hemen biçmeye başlar. Biçmeye bir an önce başlamalıdır.Çünkü herkes bir an önce “sehimlerini” biçip taşımak ister,biçilen ve toplanan çayıra köyün hayvan sürüleri girip, biçilmemiş olanlara zarar vermiş olabilir. Ya da “sehim’i” ortada kaybolabilir. Önce Yaylanın Önü, arkasından Yusuf’un Kurunu,Sarıçayır ve sonunda Sosan (Susam) Çayırı biçilir.Çayırların biçilmesi ve toplanması her ne kadar yorucu ise de çok eğlencelidir.Bir panayır havasında geçer.Sehimlerin başında çaylar demlenir,evlerden getirilen katmer ve ketelerle karınlar doyurulur.Komşu sehimleri biçenler birbirlerine ikramlarda bulunurlar.Tatlı bir rekabet vardır.Geç kalmamak,diğerlerine mahcup olmamak için herkes var kuvvetiyle sehimlerini biçer.Sehimler biçilirken tatlı espriler,sakalaşmalar bazen de atışmalar yapılır.Bu güzelliği anlamak için yaşamak lazım…..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir