Diğer Yönleriyle Şenkaya

PAĞAÇ TARİFİ

Eskiden dibek döven varmı aramızda ?

Eskiden dibek döven varmı aramızda ?

Posted by Durağan Güncel Haber on Tuesday, January 7, 2020

İyi dinlemeler…

Posted by Erzurum Oyun Havaları on Monday, September 9, 2019

Diğer Yönleriyle Şenkaya – Dadaşlar ve Güller Diyarı Gülveren

ŞENKAYA YÖRESİ YEMEK KÜLTÜRÜ

*Şenkaya yöresindeki yemekleri söyle sayabiliriz:Tatar Böreği,Hıngel,Herle Aşı (Tırta Aşı),Kesme Aşı,Su böreği,Çaşır,Gavut,Ayran Aşı,Ekmek Aşı,Yumurta Pilavı,Cağ Kebabı.Ekmekler:Köy Fırın Ekmeği,Pağaç,Dayama,Gözleme.Diğer yiyecekler: Kete,Katmer,Bişi ve diğerleri.

TATAR BÖREĞİ:Hamur iyice yoğrulduktan sonra yufka açılır. Yufkalar börek yufkası gibi değil biraz kalındır. Açılan yufkalar parçalara bölünür. Bu parçalar üçgen şeklinde küçük küçük parçalara ayrılır. Kaynayan suya atılırak haşlanır. Suyu süzüldükten sonra tepsiye alınır, üzerine bol sarımsaklı yoğurt ve kızgın tereyağı dökülür. Bunun üzerine zevke göre, ya kavrulmuş kıyma veya küçük küçük doğranmış ve tere yağında pembeleşinceye kadar kavrulmuş soğan dökülür. Sıcak olarak yenir.

HINGEL: Yurdumuzun her yöresinde mantı olarak bilinmekte ve yenilmektedir. Şenkaya’da Hıngel (mantı) sulu ve susuz olarak iki şekilde pişirilmektedir
1-Susuz Hıngel: Hamur iyice hasıllanır. Yufka şeklinde açılır, kesilir içine evvelce hazırlanmış kıyma konur. Yarım daire veya bohça şeklinde kapatılır. Kaynamakta olan suyun içine atılır ve haşlanır. Piştikten sonra suyu süzülür. Geniş bir tepsiye alınır. Üzerine sarımsaklı bol yoğurt ve kızdırılmış tereyağı dökülerek yenir.
2-Sulu Hıngel: Hazırlanışı aynen susuz hıngel gibidir. Haşlama suyu dökülmez, bol salça ve bir miktar tereyağı konur. Suyu ile birlikte tepsiye dökülür. Üzerine sarımsaklı yoğurt, kızdırılmış tereyağı ve salça dökülerek servis yapılır.


HERLE AŞI
Bir miktar un tere yağında iyice kavrulur, üzerine bir miktar su konur ve devamlı karıştırılır. 15–20 dakika kaynatılır ve sıcak sıcak içilir. Bu çorba bilhassa kış aylarında yapılır. Hastalara herle çorbası içirilerek terletilir ve şifaya kavuşmaları sağlanır.
KESME ÇORBASI:Evde hazırlanan hamurdan hazırlanan yufkalar erişte biçiminde kesilir. Fındık büyüklüğünde hazırlanan köfte biçmindeki hamur parçaları (gınıtlar) yağda kızartılarak ilave edilir, mercimek veya fasulye ile pişirilir.
SU BÖREĞİ:Anadolu’nun muhtelif yerlerinde pişirilen bu böreği Şenkaya’da yufkası ince ve kalınlığı az olarak yapılır. İçerisine Civil Peynir ve Maydanoz konulur. İnce ve özenli bir şekilde açılmış yufkalar önce kaynar suda haşlanır daha sonra soğuk su ile yıkanarak tepsiye serilir ve her yufkanın arasına erimiş tereyağı serpilir.
AYRAN AŞI:Bazı yörelerde Yayla Çorbası denen bu çorbaya yörede Ayran aşı denilir. Yoğurt çırpılır ve su eklenerek ayran haline getirilir. Daha sonra deneler haşlanır. Hazırlanan ayrana biraz un katılır. Ayran biraz haşlanan denelerle karıştırılarak orta ateşte olmak üzere ocağa konulur. Bu karışıma hazırlanan ufak köfteler eklenir ve karışım kaynamaya çıkıncaya kadar yavaş yavaş karıştırılır. Karışım Kaynamaya çıktıktan sonra bir müddet daha kaynatılır. Daha sonra tereyağı aş otu ve diğer istenen baharatların karışımından oluşan anık karışıma katılır bundan sonra ayran aşımız hazır hale gelir.
ÇAŞIR: Çaşır, çiriş gibi dağlarda yetişen, buruk bir tadı olan yabani bir bitkidir. Çaşır haşlanarak yenildiği gibi, patates haşlamasıyla karıştırılıp tereyağında kavrularak da yenir. Bunun dışında çaşır haşlanır, haşlanan çaşır un ve yumurtaya batırılarak yağda kızartılır, buna çaşır kızartması denir.
YUMURTA PİLAVI:Yumurta pilavının hamuru hazırlanırken içine yumurta katılır. Hamur yoğrulduktan sonra erişte gibi kesilir, makarna gibi haşlanır ve üzerine tereyağı dökülerek yenilir. CAĞ KEBABI:Erzurum Cağ Kebabı, adından da anlaşıldığı gibi Erzurum yöresine ait bir kebap çeşididir. Bu kebap çeşidi, her ne kadar Erzurum yöresine ait olsa da bütün ülkemizde meşhur olmuş bir yiyecektir. Son derece leziz bir damak tadı olan bu kebap, tabii ki en güzel olarak Erzurum yöresinde yapılmaktadır.Erzurum cağ kebabı, ülkemizin birçok bölgesine yayılmıştır. Yörede bir ahbap kebabı olarak bilinir. Organik ve bozulmamış çayır ve meralarda doğal olarak beslenen hayvanların etleri çok lezzetlidir. Lezzetli bu etlerden yapılan cağ kebap da, haliyle çok lezzetli olmaktadır. Bir gün yolunuz Erzurum ve Şenkaya’ya düşerse, mutlaka bu kebabı yiyin.
Yapılışı:Kuzu,koyun veya keçi etini ihtiyacınız kadar parmak kalınlığında yapraklar biçiminde kesin. Yoğurt, karabiber, tuz ve yemeklik doğranmış soğanı karıştırın.Etleri hazırlamış olduğunuz bu terbiyede 24 saat bekletin. Bir günün sonunda, yaprak halindeki etleri, kebabın özelliği olan şişe takın ve yatık haldeyken odun ateşinde çevire çevire kızartın. Pişen kısımların üzerine cağları takarak kesin. Odun közünde pişmiş domates, biber, kuru soğan ve lavaş ekmeği ile birlikte servis yapın.*(Bazıları Erzurum Valiliği sitesinden derlenerek ilaveler yapılmıştır.)

ŞENKAYA YÖRESİNDEKİ ADET, GELENEK VE GÖRENEKLERDEN DEN BAZILARI

(Harf-ses dizinleri önemli değil, önemli olan onlara yüklenen anlamdır)

Yöredeki adet,gelenek ve görenekler şöyle sıralanabilir: Sünnet töreni,asker uğurlama ve karşılama,kız isteme,nişan,düğün,gelin çıkarma,yas tutma,kurt ağzı bağlama,Cumalık dağıtma,Cuma namazından sonra avluda toplanma,hıdrellez,yatır ziyareti,oda sohbetleri,kirvelik, imece usulü ile iş yapma,birlikte cağ kebap yeme,düğün yemeği hazırlama,güreş günleri düzenleme, kağnı arabası ile yayla çıkarma,sokak başı ve dam üstü sohbetleri vs .Gelişen teknoloji ve iletişim araçlarının,radyo ve televizyonun yaygınlaşması sonucunda bazı adet ve gelenekler varlığını sürdürememiş, bazıları unutulmaya başlamış ve bazıları da kaybolmuştur.

KURT AĞZI BAĞLAMA: Kurt Ağzı bağlama inancı bu yörede olduğu gibi hemen hemen Anadolu’nun bütün yörelerinde yaygındır. Bozkır Medeniyetinin bir uzantısı olabilir.Sürüde otlayan koyun ve mallar (sığırlar) her hangi bir nedenle sürüden ayrılıp kaybolur,bütün aramalara rağmen bulunamazlar.Gece dışarıda kalan hayvanlara kurtlar ve diğer yırtıcılar tarafından zarar verilmesin diye kurt ağzı bağlanır veya bilen birisine bağlatılır.Bilimsel bir açıklaması olmamasına rağmen çoğu zaman tutar.

CUMALIK DAĞITMA:Her Perşembe günü varlıklı kişiler yoksullara yiyecek ve giyecek dağıtır.Cuma günleri yapıldığından Cumalık denir.Ailede,özellikle kadınlar Cumalık hazırlar. Cumalığı dağıtacak çocuklara kimlere ve ne şekilde verileceği söylenir.Genelde yağ,peynir gibi yiyecekler dağıtılır. Bu gelenekte kendi yiyecekleri üzerinde yoksulların da payın olduğu düşünülür.

HIDRELLEZ ŞENLİKLERİ:Nisan ayı sonlarına doğru yapılır.Köyün gençleri pişirilen yumurtaları boyarlar.Diğer yöresel yiyecekler de hazırlanarak köyün bir mevkiine  gidip, eğlenilir.

YATIR ZİYARETİ: Yatır bulunan köylerde her yıl yaz aylarında Ziyarete gidilir,kurbanlar kesilir ve dualar yapılır.Yörede yatıra Ziyaret denir.Akşama kadar, bir panayır havası içinde eğlenilir.

YAS TUTMA: Cenazelerde belli bir süre ile yas tutulur,çalışmaya gidilmez,eğlence yapılmaz,radyo bile dinlenmez.Cenaze sahibinin üzüntü ve acısı varken kendilerine bu tür davranışlar uygun görülmez,cenaze sahibi ailenin bir ferdi gibi hareket edilir.Cenaze sahiplerinin üzüntü ve acıları hafifleyinceye kadar cenaze evinde yemek pişmez,yemekler köy halkı tarafından yapılır cenaze evine getirilir.Ölen kişinin yaşına ve statüsüne göre yasın süresi uzar. Tutulan yas yapmacık değil doğal olarak gelişen bir durumdur.Çalışanlar,radyo dinleyenler vb yadırganır,toplum dışına atılır.

KÖY ODASI SOHBETLERİ:Kışın günlük işler yapılıp, yemekler yendikten sonra köy odalarının zamanı gelirdi.Bazı ailelerin evlerine bitişiğinde odalar bulunur.Bu odalar hem misafir odası ve hem de köy odası olarak kullanılır.Köy odasında toplanılır. Burada oturmanın bir adabı ve usulü vardır.Yaşlılar,bilge kişiler ve nüktedanlar baş köşelere, diğerleri; gençler ve çocuklar ise gerilere,kapı arkasına doğru otururlar.Köyün bilge kişileri tarihi hikâyeler anlatırken,nüktedanlar fıkra anlatır,dinleyenleri kahkahalara boğarlar. Sıra türküleri de söylenir.Sırası gelen bildiği bir türkü söyler sırayı ötekine verir. Türkü söylemeye utanan birisi olursa,’Gele gele geldim bir kara taşa’ der ve durur.Ötekileri, ’’devam-devam’’‘der. Türkü söyleyen,’’ne yapayım taştan düşecek halim yok ya ’’ der.

KİRVELİK:Yörede erkek çocuğu sünnette tutan kirve, çocuğun manevi babası sayılır. Bu kişiye kirve, kivre gibi adlar verilir. Kirve, çocuğun babasının sevdiği bir dostu, arkadaşı olabilir. Bu teklif geleneğe göre reddedilmez. Kirvelik “Peygamber dostluğudur” derler. Onun için kirve olmaya karar verenler, kendilerini birbirleriyle akraba sayarlar. Çocuklar ise birbirleriyle kardeş sayılır.

CAĞ KEBAP YEME ADETİ: Oltu İlçesi merkez alınarak büyük bir daire çizilirse dairenin içinde kalan yörelerde cağ kebabı meşhurdur.Bu daire Kars,Ardahan, Artvin ve hatta Bayburt’un bazı yerlerini kapsar.Yaylalarda ve geniş otlaklarda beslenen hayvanların etleri doğal ve lezzetli olur.Dolayısıyla bu etlerden yapılan cağ kebabı da lezzetli olur.Üç-beş genç erkenden bir araya gelir,bir keçi veya teke alırlar.Alınan hayvanı kesip müsait bir oda da cağ kebabı yaparlar.Köyün diğer gençlerine de haber verilir.Katılan gençler sayılır. Kaç kişi iseler cağ kebap o sayıya göre kesilir.Buna ‘hisse’ denir. Bir kişi genelde iki hisse olur.Bir hissesini orada kendisi yerken diğerini evdekilere götürür.Kebap ocakta pişerken gençler sohbet eder,eğlenirler.Piştikten sonra işin ehli olan genç, cağ bıçağı ile kebabı cağlara keser ve cağlar bir tabakta biriktirilir.Diyelim ki onbeş kişi katılmış ise onbeş cağ kesilir.Sayı tamamlandıktan sonra cağlar dağıtılır.Şiş bitinceye kadar bu böyle devam eder.Kebap aheste aheste yenir.Bir taraftan çaylar içilir ve diğer taraftan sohbetlere devam edilir.Hani bir söz var ya, ’’Gönül ne çay ister ne çayhane, gönül sohbet ister çay bahane.’’ Aslında gençler sohbet ve eğlence için toplanırlar,kebap bahane.

ŞENKAYA YÖRESİNDE YETİŞEN ve YENİLEN OTLARDAN (BİTKİLER) BAZILARI

ÇAŞİR:Güneye bakan yüksek dağ yamaçlarında yetişir.İki çeşidi bulunur.Deli çaşır,yenilen çaşır.Deli çaşır yenilmez.Hayvanlarda yemez.Kuruyunca oradan oraya savrulur gider. İnsanlar birbirlerine takıldığında ’deli çaşır’ derler.Çaşır bitkisi iştah açıcıdır ve gaz söktürücüdür.Şeker hastalarına da iyi gelir. İlkbaharda bitkinin 10-20 santimlik taze sürgünleri tüketilirken, genellikle suda haşlanıp tuzlanarak yenilmektedir.

HOROZ GÖZÜ BİTKİSİ: Orman içlerinde, otlar arsında yetişir.Boyu fazla uzamaz.Kırmızı küçük meyveleri olur.Özellikle gözü güçlendirmeye,böbrek ve idrar yolları hastalıklarına,kadın hastalıklarına,dişleri güçlendirmeye yarar.

GIMI (KIMI): Maydanozgiller ailesinden bir bitkidir.Gövdesi soyularak yenir.

Evelik

EVELİK:Besleyici ve şifalı bir bitki olan evelik su kenarlarında yetişir. Geniş yaprakları, uzunca gövdesi üzerinde bulunur.Evelik olgunlaşınca kahve rengine dönüşür, tohum verir. idrar artırıcı, ateş düşürücüdür.

KABALAK: Rutubetli yerlerde, ormanlık alanlarda, dere kenarlarında ve peylerde yetişir.Gövdesi soyularak yenir.Balgam söktürücüdür.

YEMLİK:İlkbaharla beraber gelen yağmurlardan sonra serpilirler. Yemlik otu, çayırlar, tarlalar ve yaylalarda yetişir. Cilt bozuklukları, sindirim ve sinir sistemi bozukluklarına iyi gelir.

KOSKOS (GOSGOS): Dışı siyah, içi süt beyazı, çok besleyici ve lezzetli bir bitkidir. Toprak içinde patates İki çeşidi bulunur. Dağ kekiresi, su kekiresi. Dağ kekiresi kırlarda yetişir. Yaprakları ve gövdesi serttir. Su kekiresi ise su kenarlarında yetişir. Her ikisinin de, gövdeleri soyularak yenir.gibi büyüyen yumrular, ince saçak köklerle bir birine bağlı olarak bulunur. İlkbaharda tarlalar sürülürken ortaya çıkar.

KEKİRE (Kekre):Kırlarda yetişen,gövdesi soyularak yenilen yabani bir bitki.

ACIGICI (Yaban teresi):Su kenarlarında yetişir.Acımsı bir tadı vardır. Kan temizleyici ve idrar söktürücüdür. Böbrekleri ve idrar yollarını temizler.

ADOL:Toprak içindeki yumruları yenir.

ÇİĞELEK ( Yaban çileği):Ormanın seyrek alanlarında otlar arasında yetişir. Vücudu kuvvetlendirir. İdrar söktürür ve karında biriken suyu boşaltır. Böbrek ve mesane hastalıklarının iyileşmesine yardımcı olur. Mide ve bağırsak tembelliğini giderir. Sinirleri kuvvetlendirir. Yüksek tansiyonu düşürür. Bağırsak kurtlarını döker. Safra taşlarının dökülmesine yardımcı olur. Karaciğer kifayetsizliğini ve şişliğini giderir. Ateşi düşürür. Diş dibi taşlarını eritir.

ÇİĞDEM: Zambakgiller familyasından olup, türlü renklerde çiçekler açar, kır bitkisidir. Toprak altındaki yumruları köz külünde pişirilerek yenir.

EŞEK TURPU:Yabani olarak, boş arazi, orman etekleri, yol kenarları ve tunplarda yetişir.Baharda koyu sarı renkte çiçek açar. Yaprakları tüylü, seyrek ve yeşil renktedir. Gövdesi soyularak yenir. Bağırsak tembelliğine, iştah açmaya, göğsü yumuşatmaya, öksürük, grip ve soğuk algınlığına, romatizma, ağrılarına iyi gelir.

ŞENKAYA YÖRESİNDE BAHAR ÇELPEŞİKLİĞİ (İKLİMİ)

Ders kitaplarında, her ne kadar ilkbahar mevsimi Mart,Nisan, Mayıs ayları olarak gösteriliyor ise de, Şenkaya yöresinde, Nisan,Mayıs ve Haziran aylarına sarkmaktadır.Bazı yıllar,Nisanda başlayan bahar mevsimi tatlı geçer,karlar erimeye başlayınca çayırlardan çimenler-otlar fışkırırdı. Gün geçtikçe kuzey kesimlerdeki karlar da erir, çimenler çoğalır,renkleri de koyulaşmaya başlardı.Bazı yıllar ise bahar başlangıcı ’çelpeşik’ (karışık,bozuk) geçerdi.İşte bu durumda, ‘Nisan bacadan baktırır, kazma kürek yaktırır’ sözü geçerli olabilirdi.

Biraz geçmişe gidelim. Köyde; yazın biçilen otlar yağmura ıslatılmadan kurutulur, önce çayırda tapul yapılır,tapulda iyice kuruyan otlar birkaç gün sonra ‘yığın’ haline getirilirdi.Ekin biçme,dövenle sürme ve savurma işleri bittikten sonra yığınlar kağnı arabasına yüklenir,samanlığa getirilirdi.Samanlığın bacasına itina ile yığılarak büyük bir yığın yapılırdı.Birisi yığının üstüne çıkar,diğeri dirgenle ot atar,üsteki dirgenle otları sağa sola yayarak yerleştirir,bastırarak yığına şekil verirdi.Yığın bir gelin duvağı gibi süslenir,su geçirmesin diye de tepesi ‘cele’ veya geniş yapraklı otlarla örtülürdü.Sarartılmadan kurutulan kaliteli çiçekli otlar ise, yeni doğan kuzu ve danalara yedirilmek üzere samanlığın bir köşesine yığılırdı.Saplar da dövülerek,savrulup saman haline getirildikten sonra samanlığa yerleştirilirdi.Samanın içine, kışa saklansın diye, ‘yaban elması,banda’ (yaban armudu) konulurdu.Saman soğuk hava deposu görevi yapar,onları bozulmadan kışa saklardı.Kışın saman yedirildiğinde, içine gömülen elma ve bandalar aşağı doğru ‘şııır’ diye dökülürdü.Çocuklar define bulmuş gibi sevinirdi.Tatlarına doyum olmazdı.İşlerini düzene koyanlar artık kış için yakacak odun hazırlığına başlardı. Tomruklar el hızarı ile kesilir,balta ile yarılarak su almayan yerlerde istif edilirdi.Köy halkı sadece odun yakardı.

Kışın mal-davarı kayırmak,ahırı temizlemek,hayvanları sulamak için çaya götürme işleri dışında önemli başka bir iş olmazdı.Hayvanlar kayrılırken, otlar yığından çekilip ‘’horom’’ (deste) yapılarak ahıra götürülürdü.Samanlar ise sepete doldurulup omuza atılarak ahıra götürülür, yemliklere boşaltılır,içine de arpa karıştırılırdı. Biraz da gülelim; Rahmetli Latif Amcam, komşu Evbakan Köyündeki bacısını ziyaret eder.Bacısı,ondan hayvanları ‘kayırmasını’ (ot-saman vermesini) ister.Latif amcam saman sepetinin yerini sorar.Ahırda olduğunu öğrenir.Akşam karanlığında, sepeti almak için ahıra gider.Saman sepetlerinin kulpu genellikle, esnek olsun diye hayvan gönünden veya kuyruğundan yapılırdı.Karanlıkta sepete elini uzatır.Eline bir kulp takılır.Kulpu tuttuğu gibi omzuna atarak saman doldurmak için samanlığa gider.Sepeti yavaşça yere indirir.Bir de ne görsün! Omzundaki sepet değil de uyuyan bir dana.Yanlışlıkla, sepet yerine danayı omuzlamıştır.

Günlük işler bitince sobanın başında oturulur,bir tarafta çay suyu kaynarken diğer tarafta fırına atılan patateslerin pişmesi beklenir,hoş sohbetler yapılırdı.

Bahar çelpeşik geçiyorsa, asıl sıkıntı o zaman başlardı.Bahar geldi dersiniz, ertesi gün tekrar kar yağar.Bir tipi- boran çıkar. Ertesi gün hava tekrar açılır.Bu böyle bir müddet sürüp gider. Alaflar bolsa bir mesele yoktur.Alaflar azalmış ise tükenebilir. Alaflar tükenirse, bu durumda çaresiz kalabilirsiniz.’Nisan bacadan baktırır,kazma kürek yaktırır’ sözü asıl o zaman devreye girerdi.Bu söz yakacak konusunda değil de hayvan yiyecekleri,alafları konusu için geçerli olurdu.Odun konusunda bir sıkıntı yaşanmazdı.Çünkü orman içinde, odunu bol olan bir köydü.Bazen Alaflar bitince zorunlu olarak hayvanlara mısır ve patates celeleri yedirilirdi.Küflenen patates celeleri zehirli olabilir.Nitekim bazı yıllar böyle durumlarda farkında olmadan yedirilen küflü patates celeleri bazı ailelerin bir ahır dolusu hayvanının zehirlenmesine sebep olmuştur.Köylülerden alafları tükenenler varsa komşularından, yoksa çevre köylerden alarak baharı atlatmaya çalışırdı. HERŞEYE RAĞMEN O GÜNLER ÇOK GÜZELDİ.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir